Ruhi Çenet’in, dünyanın en gizli Yahudi topluluğu olan Hasidikler hakkında yaptığı YouTube videosunu izledim. Topluluğun içine girerek yaşamlarını görüntülemiş. Ruhi, yapmış yine yapacağını yani. Sonra ilk defa denk geldiğim bir YouTube kanalı olan Kevser Yıldırım’ın kanalında Hallac’ı Mansur’u anlayamamak başlıklı bir video izledim. Kevser’in anlatımını beğendim ve kanalını takip etmeye başladım. Hallac-ı Mansur’un neden enel hak dediğini anlatıyordu. Sonra 5-10 sayfa kitap okudum. Köşe yazılarından oluşmuş bir kitabı okuyorum. Sonra biraz da bizimkilerin yanında takıldım. Atv’de, Kim Milyoner Olmak İster’i izliyorlardı. Sonra geldim yine YouTube dünyasına daldım. Galatasaray’ın, Leao ile anlaştığı haberi çıktı bir anda. İstanbul’a gelip, sözleşmeyi imzalamadan inanmamayı öğrendik bir Galatasaray taraftarı olarak. Şimdi de tostumu yedim bekliyorum. Şaka şaka. Gecenin 11’inde ne tostu, ne beklemesi.
günlük blog yazıları ile blog dünyasına bir şeyler katmak derdinde olan bir blogcuyum
28 Ağustos 2026 Cuma
Günlük Blog Yazıları #35
Yağmurlu ve serin bir cuma gününe uyandık bugün. Sıcaklardan bunalmıştık kaç gündür. İyi geldi. Artık ben soğukları özledim. Uzun kış gecelerini özledim. Camdan, pala pala yağan karı izlemeyi özledim. Gece herkes uyuduktan sonra tek başıma ayakta olmayı özledim. Gecenin sessizliğini dinlemeyi özledim. Kış gecelerini daha çok sevmeye başladım son yıllarda. Sıcaklarla baş edemiyor insan. Kış günlerinin gelmesiyle beraber daha çok kitap okumaya ve daha çok film izlemeye vaktim olacak. Hava güzelken insan evde duramıyor sonuçta. Saat 23:01 geçiyor. Bizimkiler Atv’de, Kim Milyoner Olmak İster’i izliyor. Benim de yavaş yavaş uykum gelmeye başladı. Birazdan yatarım ben de. Herkese iyi geceler millet.
Günlük Blog Yazıları #34
Dün akşamdan beri rahatsızdım. Titreme, üşüme, terleme, baş ağrısı, eklem ağrısı, halsizlik falan vardı. Sabah doktora gittim. Antibiyotik ve üç tane de serum verdi. Kardeşimle hastaneden çıkışta ezo gelin çorbası içtik. Sonra da eve geldim. Birkaç saat uyudum ve tekrar kalktım. Daha doğrusu yemek için bizimkiler kaldırdı. Bir şeyler yedim ve çay içtim. Düne göre çok iyiyim. Akşam kanalları gezerken Show TV’de, Gizli Görev adında yabancı bir filme denk geldik. Biraz onu izledik. Konusu ilginçti. Bizimkilerin seveceği bir tarzda bir film değildi ama. Filmi yarısında bıraktık. Daha sonradan internetten izlemeyi düşünüyorum devamını. Saat 21:09 geçiyor. Yatsı ezanı okunuyor. Bugün cuma. Bir gün daha bitmekte.
26 Ağustos 2026 Çarşamba
Günlük Blog Yazıları #33
Bir hedef uğruna çalışmak insanı yormuyor da. O hedeflediğin şeyin bir gün gerçekleşip, gerçekleşmeyeceğini bilmemek yoruyor insanı. Eğer bilsem ki hedefime bir gün ulaşacağım. O zaman durmadan o hedef uğruna çalışırım. Mesela, bilsem ki 30 yıl sonunda hedefime ulaşacağım. Tamam derim o zaman. 30 yıl gibi bir süreyi kafama takmam. Uğraşmaya, didinmeye devam ederim. Çünkü 30 yıl sonra hedefime kesinlikle ulaşacağım. Ama böyle bir imkanım/imkanımız yok. O yüzden ya çalışmaya devam edeceğim ya da “Ben bu hedefe hiçbir zaman ulaşamayacağım” deyip bırakacağım. Ama bunca emek verdikten sonra da bir kalemde silip atmak da çok zor geliyor bana. Bu saatten sonra da yeni bir hedefin peşinde koşamam gibi geliyor.
Günlük Blog Yazıları #32
Bazı yazarlar günde 2 bin kelime yazıyorlarmış ya. Bunu ilk duyduğumda ağzım açık kalmıştı. Gerçi ne zaman bunu duysam yine de ağzım açık kalır. Günde 2 bin kelime yazmak nedir abi? Bir insan, günde 2 bin kelime yazacak kapasiteye nasıl gelir? Kaç kitap okumuştur? Yoksa doğuştan gelen bir yetenek olduğu için bu normal midir? Artık her ne ise. Bana mucizevi bir şey gibi geliyor. Sadece yazmak da yetmiyor tabi. Yazdıklarını insanların okuması da gerekiyor. Yani kendini okutturmak gerekiyor. Bu da başka bir mucize bence. Roman olsun, hikaye olsun, köşe yazısı olsun. Artık ne yazıyorsa yazan. Millet, “Bakalım ne yazmış?” diye merak edip, o yazıyı okuyorsa, o iş bitmiştir. O kişi çoktan yazar olmuştur.
Günlük Blog Yazıları #31
Bugün bir tane YouTube videosu izledim. İzlediğim bu video beni iyice gaza getirdi. Yaptığınız işe %100’ünüzü verin diyordu. Onunla yatın, onunla kalkın diyordu. Belki bu söyledikleri yanlıştır. Belki de doğrudur. Aslında yanlış ve doğru kavramları da kişiden kişiye göre değişiyor. Peki videodaki bu öneri benim için doğru mu? Onu ben de bilmiyorum. Ama denemek istiyorum. Eğer başarabilirsem sonuçlarını buraya da yazarım. Ya bir de çok çalışmak değil, verimli çalışmak meselesi var. Verimli çalışma meselesine pek olumlu bakmıyorum. Çünkü işime gelmiyor. Verimli çalışmak, beni kalıplara sokuyor. Ben de kalıplara girmek istemiyorum. İstediğim gibi yazmak istiyorum. Ama buna rağmen de yazı dünyasında başarılı olayım istiyorum. Öyle işte.
Günlük Blog Yazıları #30
Aklıma yazacak bir konu gelmiyor. Ama yine de yazmaya geldim. Çünkü yazmak istiyorum. Çünkü bir yazar olmak istiyorum. O zaman ne yapmalıyım? Ne olursa olsun yazmalıyım. Aklıma bir konu gelmese bile. Yazmak istemesem bile. Her şey de olduğu gibi yazarlıkta da pratik önemli. İşte ben de bunun önemini bilerek yine geldim bloğa. Saat 21:24 geçiyor. Hava çok sıcak. Ağustos ayının son iki haftası çok sıcak geçiyor. Birazdan yani saat 22:00’de, Lyon-Fenerbahçe maçı başlayacak. Fenerbahçe, Lyon’u geçerse Şampiyonlar Ligi’ne katılacak 18 yıl aradan sonra. Galatasaraylıyım ama maçı ben de izleyeceğim. Bir Fenerli de, Galatasaray’ın maçını izliyordur eminim. Birbirimizi sevmeyiz ama birbirimizin maçlarını izleriz. Yalansa yalan deyin.
-
Hekimoğlu’nun yeni bölümü var ama onu bile izlemek istemiyorum. Olgunlaşmamış ham bir meyve gibiyim. Olgunlaşacağım da yok ...
-
Birkaç gündür yine her gün yazı yazmaya başladım ya. Yeni bir şey fark ettim. Yazıları yazdıktan sonra çok bitkin hissediyorum kend...
-
Tatil günlerini uyuyarak geçirmek de bir seçenek değil mi? Tatil günlerimi uyuyarak geçirdiğimde kendimi kötü hissediyorum. Çünkü gün boşa ...