28 Ağustos 2026 Cuma

Günlük Blog Yazıları #34

Dün akşamdan beri rahatsızdım. Titreme, üşüme, terleme, baş ağrısı, eklem ağrısı, halsizlik falan vardı. Sabah doktora gittim. Antibiyotik ve üç tane de serum verdi. Kardeşimle hastaneden çıkışta ezo gelin çorbası içtik. Sonra da eve geldim. Birkaç saat uyudum ve tekrar kalktım. Daha doğrusu yemek için bizimkiler kaldırdı. Bir şeyler yedim ve çay içtim. Düne göre çok iyiyim. Akşam kanalları gezerken Show TV’de, Gizli Görev adında yabancı bir filme denk geldik. Biraz onu izledik. Konusu ilginçti. Bizimkilerin seveceği bir tarzda bir film değildi ama. Filmi yarısında bıraktık. Daha sonradan internetten izlemeyi düşünüyorum devamını. Saat 21:09 geçiyor. Yatsı ezanı okunuyor. Bugün cuma. Bir gün daha bitmekte.

26 Ağustos 2026 Çarşamba

Günlük Blog Yazıları #33

Bir hedef uğruna çalışmak insanı yormuyor da. O hedeflediğin şeyin bir gün gerçekleşip, gerçekleşmeyeceğini bilmemek yoruyor insanı. Eğer bilsem ki hedefime bir gün ulaşacağım. O zaman durmadan o hedef uğruna çalışırım. Mesela, bilsem ki 30 yıl sonunda hedefime ulaşacağım. Tamam derim o zaman. 30 yıl gibi bir süreyi kafama takmam. Uğraşmaya, didinmeye devam ederim. Çünkü 30 yıl sonra hedefime kesinlikle ulaşacağım. Ama böyle bir imkanım/imkanımız yok. O yüzden ya çalışmaya devam edeceğim ya da “Ben bu hedefe hiçbir zaman ulaşamayacağım” deyip bırakacağım. Ama bunca emek verdikten sonra da bir kalemde silip atmak da çok zor geliyor bana. Bu saatten sonra da yeni bir hedefin peşinde koşamam gibi geliyor.

Günlük Blog Yazıları #32

Bazı yazarlar günde 2 bin kelime yazıyorlarmış ya. Bunu ilk duyduğumda ağzım açık kalmıştı. Gerçi ne zaman bunu duysam yine de ağzım açık kalır. Günde 2 bin kelime yazmak nedir abi? Bir insan, günde 2 bin kelime yazacak kapasiteye nasıl gelir? Kaç kitap okumuştur? Yoksa doğuştan gelen bir yetenek olduğu için bu normal midir? Artık her ne ise. Bana mucizevi bir şey gibi geliyor. Sadece yazmak da yetmiyor tabi. Yazdıklarını insanların okuması da gerekiyor. Yani kendini okutturmak gerekiyor. Bu da başka bir mucize bence. Roman olsun, hikaye olsun, köşe yazısı olsun. Artık ne yazıyorsa yazan. Millet, “Bakalım ne yazmış?” diye merak edip, o yazıyı okuyorsa, o iş bitmiştir. O kişi çoktan yazar olmuştur.

Günlük Blog Yazıları #31

Bugün bir tane YouTube videosu izledim. İzlediğim bu video beni iyice gaza getirdi. Yaptığınız işe %100’ünüzü verin diyordu. Onunla yatın, onunla kalkın diyordu. Belki bu söyledikleri yanlıştır. Belki de doğrudur. Aslında yanlış ve doğru kavramları da kişiden kişiye göre değişiyor. Peki videodaki bu öneri benim için doğru mu? Onu ben de bilmiyorum. Ama denemek istiyorum. Eğer başarabilirsem sonuçlarını buraya da yazarım. Ya bir de çok çalışmak değil, verimli çalışmak meselesi var. Verimli çalışma meselesine pek olumlu bakmıyorum. Çünkü işime gelmiyor. Verimli çalışmak, beni kalıplara sokuyor. Ben de kalıplara girmek istemiyorum. İstediğim gibi yazmak istiyorum. Ama buna rağmen de yazı dünyasında başarılı olayım istiyorum. Öyle işte.

Günlük Blog Yazıları #30

Aklıma yazacak bir konu gelmiyor. Ama yine de yazmaya geldim. Çünkü yazmak istiyorum. Çünkü bir yazar olmak istiyorum. O zaman ne yapmalıyım? Ne olursa olsun yazmalıyım. Aklıma bir konu gelmese bile. Yazmak istemesem bile. Her şey de olduğu gibi yazarlıkta da pratik önemli. İşte ben de bunun önemini bilerek yine geldim bloğa. Saat 21:24 geçiyor. Hava çok sıcak. Ağustos ayının son iki haftası çok sıcak geçiyor. Birazdan yani saat 22:00’de, Lyon-Fenerbahçe maçı başlayacak. Fenerbahçe, Lyon’u geçerse Şampiyonlar Ligi’ne katılacak 18 yıl aradan sonra. Galatasaraylıyım ama maçı ben de izleyeceğim. Bir Fenerli de, Galatasaray’ın maçını izliyordur eminim. Birbirimizi sevmeyiz ama birbirimizin maçlarını izleriz. Yalansa yalan deyin.

25 Ağustos 2026 Salı

Günlük Blog Yazıları #29

Star’da, Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor filmini izledik biraz. O reklama girince Atv’de, Var Mısın Yok Musun’u izledik. Mustafa’nın yani Mıstık’ın doğum günü için beni de çağırdılar. Gitmek istemedim. Telefonla aradılar. Baskı yaptılar. Mecburen doğum gününe gittim. Bir saat takıldık ve sonra eve döndük. Şimdi de bu yazıyı yazıyorum işte. Bugün kendime şu soruyu sordum: “Tamam işi bırakacaksın da ne olacak? Blogdan ya da YouTube’tan para kazanıyor musun ki işi bırakacaksın? Kazanmıyorsun. O zaman mızırdanmaya hakkın yok. Çalışmaya devam” dedim. Kendi kendime ayar verdim yani. Canım hiç çalışmak istemiyor. Günlerce yatıp uyumak istiyorum sadece. İstediğim saatte yatmak ve istediğim saatte kalkmak. Benim için özgürlük bu demek. Ama bunun için de para lazım.

24 Ağustos 2026 Pazartesi

Günlük Blog Yazıları #28

Bugün Mevlit Kandili’ydi. Kanal D’de, Beştepe Millet Cami’nden yayınlanan mevlidi izledik. Tam mevlidi izlerken gelen bir mesaj moralimi bozdu. Arkadaş, attığı mesajda vefat eden kişinin eski çalışma arkadaşımız olup olmadığını soruyordu. Evet, oydu. Okan’dı bu. 2-3 yıl beraber çağrı almıştık. Sonra kendisine kanser teşhisi konmuştu. İşten ayrılmış ve iyileşmek için tedavi görüyordu. Ama bu akşam arkadaşımın mesajıyla öğrendim ki bugün vefat etmiş. Çok üzüldüm. Daha gencecik bir çocuktu. En fazla 38 yaşındaydı. Tam da mübarek bir günde bu hayattan göçüp gitti. Bekardı. Belki evlenecekti, belki de baba olacaktı. Hepsi bitti. Whatsapp ve İnstagram’da mesajlaşmalarımız hala duruyor. Ama telefonun diğer ucundaki kişi artık yok. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.