18 Eylül 2026 Cuma

Bu haftadan ne öğrendim?

Saat 00.49 geçiyor. Bir cuma günü ve dolayısıyla bir hafta daha bitti. Peki bu haftadan ne öğrendim? Belki çok klişe olacak ama: Sevdiklerimle daha fazla vakit geçirmem gerektiğini. Çünkü gün gelip bu dünyadan göçüp gittiklerinde niye daha fazla vakit geçirmedim diye kendi kendime vicdan yapmak istemiyorum. Bir de yarın cumartesi ya. 11-12’ye kadar uyumak istiyorum.

Kara Murat benim

Bir anda durduk yere oturduğum yerden kalktım ve Kara Murat benim dedim. Şaka şaka. Durduk yere niye böyle bir şey diyeyim? Geçen gün Cüneyt Arkın’ın filmi vardı. Orada herkes sırayla kalkıp, “Kara Murat benim” diyordu. İnsan bir anda gaza gelip ayağa kalkıp Kara Murat benim demek istiyor o sahneyi görünce.

7 Eylül 2026 Pazartesi

Günlük Blog Yazıları #42

*Yalnız yaşamak eşittir yalnız ölmek midir? Evet, yalnız ölmektir. Sorun sadece: Seni arada yoklayacak, öldün mü kaldın mı diye soracak bir yakınının veya yakınlarının olmaması.

*İphone yeniden şarj cihazı ile beraber satılacakmış. Olması gereken buydu zaten. Niye ayrı ayrı satıyordunuz ki zaten? Müşteriye eziyet.

*Bir tane yaşlı amcamız, sabahları kütüphaneye gidip, akşama kadar kitap okuyormuş. Sonra da eve. İş gibi yani. Emeklilik dediğin böyle olacak işte. Sabahtan akşama kadar kitap okumakla geçecek günün.

*Dün akşam TRT 1’de yeni başlayan Evlilik Güzeldir adındaki diziyi izledik. Nikah memuru bir baba ve 5-6 tane kızı var. Çocuk sayısı kaçtı hatırlamıyorum şimdi. Güzel, sıcak bir dizi. Aile dizisi. Belki uçup kaçmıyor ama hiç olmazsa güzel bir şeyler anlatıyor.

5 Eylül 2026 Cumartesi

Günlük Blog Yazıları #41

*Akşam 16:00 gibi, Star’da yeni başlayan Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. İlk yayınlandığında bi 10 dakika izleyip beğenmemiştim. Ama şimdi izleyince hoşuma gitti. Adam, Amerika’da yaşıyor ve fotoğrafçılık yapıyor ama yüzme bilmiyor. Çok saçma. Annesi rüya görmüş, yüzerken bir şey olacakmış diye. Çok oğlumcu anneler de sıkıyor be. Eda Ece’den daha önce hiç hoşlanmazdım. Şimdi çok güzel geliyor kadın bana.

*Ruhi Çenet’in, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudileri anlattığı YouTube videosu Amerika’da gündem oldu. Hasidik Yahudilere, Amerikan devletinin yaptığı sosyal yardımlar milleti ayağa kaldırdı. Gün gelecek Ruhi’nin yaptığı bir video dünya çapında konuşulacak. Bu çocukta, o ışık var. Dünyanın sayılı YouTuberları arasına girecek Ruhi.

Günlük Blog Yazıları #40

*Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair endişe duymaya başladım birkaç gündür. Psikolojim bana ne anlatmaya çalışıyor böyle hissettirerek? Bunun üzerine bir düşüneyim. Belki bir ipucunu rastlarım.

*Ron, Hogwarts’a öğretmen olarak geri dönüyormuş. Ron’un öğrencilik yıllarını izlemiş olanların yani bizlerin gözleri yaşlı. Ulan yaşlandık be.

*Fırında tavuk yapmış komşu. Ama patatesleri çiğ. Patateslerin tam pişmemiş olması hiç hoş değil. Yemek zevkini öldürüyor.

*Kedilerin, patileriyle gözlerini kapatıp uyumasını izlemek çok hoşuma gidiyor. Onlara bir masumluk katıyor sanki.

*Saat 19:51 geçiyor. 10 dakika sonra yani saat 20:00’de, Fenerbahçe-Beşiktaş maçı başlayacak. İki takım da çok formda. Güzel ve gollü bir maç bekliyorum. Kimin kazanacağına yönelik hiçbir tahminim ve hissim yok.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

Günlük Blog Yazıları #39

Sonunda eylül ayı geldi. Yani sonbahar geldi. Sonbahar, şairlerin ayı olarak gelmiştir bana hep. Dökülen yapraklar, kapalı ve yağmurlu havalar falan. Bu tür havaları ben de severim. Ama ne yazık ki bir şair değilim. Kendi halinde bir blogcuyum. Bir de Eylül romanı geldi aklıma. Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman. Yıllar önce okumuş ve beğenmiştim. Acaba bunun dizisi yapılmış mıydı? Saat daha anca 22.00 oldu. Ama uykum geldi benim. Yatsam mı ya? Neyse bu yazıyı yazdıktan sonra yatarım belki de. Bir kulübe de yaşayacaksın. Gün boyu okuyup yazacaksın. Böyle içinde yalnızlık barındıran hayalleri kurmayı seviyoruz insanlar olarak. Ama bu hayal gerçeğe dönüştüğünde beklediğimiz mutluluğu, huzuru bulur muyuz? Bilemiyorum.

Günlük Blog Yazıları #38

Pazartesi günü. Saat 21.36 geçiyor. Sinirliyim. İşten dolayı. Son dakika gelen bir çağrı- ben çağrı merkezinde çalışıyorum- sinirlerimi altüst etti. saat 19.00’da işten çıktım. İki buçuk saat geçmiş hala öfkem dinmedi. Buna bir çözüm bulmam lazım. İki tane arkadaşım işi bırakıyor. Kendi istekleriyle. Artık çağrı merkezinin stresini kaldıramadıklarını söylediler. Haklılar. İki buçuk saattir öfkem geçmedi diyorum. Gerisini siz hesap edin. Galatasaray desen transferde hala defans, forvet ve orta saha arıyor. Yine son saatlere sıkıştırdılar transferi. Ortalık toz duman olacak yine. Cem Yılmaz kalp krizi geçirdi. Anjiyo yapmışlar. Şimdi durumu iyi. Neredeyse son şakasını yapacaktı bizlere. Daha yiyecek ekmeği varmış. Sonunda bitirebildim yazıyı. Saat 21.52 geçiyor. Kaptanın seyir defteri.