27 Ekim 2026 Salı

Kerem Aktürkoğlu kavga çıkarmayı aklına koymuş

Dün akşam ki olaylı Galatasaray- Fenerbahçe maçında kavgayı Kerem Aktürkoğlu başlatmış. Bu çocuk gerçekten sıkıntılı. Bir tanesi de yorum yapmış: “Fenerbahçe’nin ikinci Mert Hakan Yandaş’ı” diye. Gerçekten öyle. Kavga çıkarmayı aklına koymuş bir kere Kerem. Onu da yaptı. Bak yavrum Kerem! Böyle içinde kötülükle bir yerlere gelemezsin. Futbolu falan geç. Gündelik yaşamın için söylüyorum. Hayatı, kendine zehir etme.

 

Doğukan Güngör'ün gözlerinde kayıklık mı var?

Kanal D’de, Haysiyet dizisini izledik. Diziyi izlerken fark ettim: Başrol oyuncusu Doğukan Güngör’ün gözlerinde bir kayıklık mı var? Yoksa bana mı öyle geliyor?

20 Ekim 2026 Salı

Günlük Blog Yazıları #44

Günlük blog yazıları hem benim, hem ülkemin, hem de dünyanın gündeminden oluşan yazılardır. O zaman başlayalım gündemi yazmaya.

Bu akşam kanal D’de, Haysiyet dizisini izledik. Evet, diziyi seviyorum ve izliyorum. Ama Mehmet ve Simay’ın, devamlı biz evlenerek yanlış mı yaptık sorusunu sormaları iyice sıkmaya başladı. Birkaç kere kriz yaşarsın tamam. Ama her tartışmada bu noktaya gelmeleri de sıkıcı.

Bu senenin ilk hamsisini yedik. Kardeşim, iş yeriyle balık yemeye gitmiş. Gelirken bize de paket yaptırmış. Ama nasıl bir yerse, ne soğan ne de limon koymuşlar pakete. “Nasıl bir yermiş burası böyle?” dedim kardeşime. “Orası öyledir, koymaz” dedi. Ama balığı güzeldi. Balığı değil hamsisi. Çünkü hamsiye balık denmez derler. Çünkü o hamsidir.

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi maçında evinde Slavia Prag ile 2-2 berabere kaldı. Hem de beraberlik golünü 90’ıncı dakikada yedi. Tam bir yıkım resmen. Şu son dakikalarda gol yeme işi tam kafayı yemelik. Abi biraz dikkat etsenize ya. Maç sonunda “İsmail Kartal istifa” sesleri yükselmiş. Hazır Montella da milli takımdan kovulmuşken İsmail Kartal’ı gönderirler, Montella’yı takımın başına getirirler.

Günlük blog yazıları serisinden bu günlük, bu kadar o zaman. Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım burada. Sen de burada olacak mısın?

 

3 Ekim 2026 Cumartesi

Günlük Blog Yazıları #43: A Milli Futbol Takımını izlemiyorum artık

Dün akşam A Milli Futbol Takımı, deplasmanda Belçika’ya 3-0 yenildi.

Bir önceki maç da İtalya’dan 4 tane gol yemiştik.

Bugün bizim yeğen Aliş’e sordum.

Daha 12-13 yaşında.

“Ne olacak böyle? Giden 4 atıyor, gelen 3 atıyor” dedim.

“Ben artık izlemiyorum. Uykusuz kalmaya değmez” dedi.

Bizim Aliş’in bu dediğini reytingler de doğruluyormuş.

A Milli Futbol Takımının reytingleri düşmüş.

E düşer tabi.

Her maç 3-4 tane gol yersek olacağı budur.

Resmen eskilere döndük.

Bir gol atarsak şeref golü attık diye kendimizi tatmin edermişiz.

O günler gibi.

Bu işin Montella ile olmayacağı artık belli.

Ama onu görevden alacak federasyon var mı?

Federasyon şu anda kendi derdine düşmüş.

MHK Başkanı tutuklanmış.

Ortalık yangın yeri.

22 Eylül 2026 Salı

Devlet garantisi

Amerika’da bizim buradaki fon olayına benzer bir olay olmuş. Ama orada devlet garantisi yokmuş. Devlet, fazladan kar elde edenlerden paraları tahsil etmiş ve mağdur olanlara ödemiş. Yani devlet, cebinden para çıkarıp mağdurlara ödeme yapmamış. Bizde ise devlet garantisi kavramı vardır. Merak etme arkasında devlet var, devlet garantisinde dedin mi, güvence odur. Gerçi artık bazıları için devlet garantisi var denmesi de yeterli olmuyor. Çünkü devlete de güvenmiyorlar. Bırak devlete güvenmeyi, kimsenin kimseye güveni kalmadı ki. İnsan psikolojisi için bu o kadar zor bir şey ki. Ama buna rağmen insan yine de inanıyor ve güveniyor. Çünkü insansın. Güvenmeden yapamıyorsun. Ama yine de tedbirli olmak da fayda var. Kimseye körü körüne güvenmemek lazım.

21 Eylül 2026 Pazartesi

Benim için bireysel emeklilik uygun

Babana bile güvenme diye boşuna dememişler millet. Bakın Borsa İstanbul’da fon olayı patlak verdi. Küçük yatırımcılar paralarını geri alabilecek mi belli değil. O yüzden sadece yatırım için değil hayatın her alanında kimseye gözü kapalı güvenmeyin. Araştırın, sorgulayın. Kısa yoldan parayı bulma amacımız var ya bizim. Yatırım yaparken gözümüzü karartıyor. Fon olayında da bu şekilde olanlar vardır muhtemelen. Yeterli karı elde ettiğinde çıkacaksın abi. Daha fazla kazanayım diye beklerken eldekinden de olabiliyorsun. Nerede duracağını da bilmek lazım. Benim de fonum var mesela. Ama bireysel emeklilikte. Devamlı al satlarla uğraşamam zaten. O yüzden bireysel emeklilik benim için uygun. Arada kafama göre fonları da değiştiriyorum. Daha ne olsun.

Modum düşük

Bu akşam kanal D’de, Haysiyet dizisi var. Onu izleriz. Lige milli maçlar nedeniyle ara verildi. Daha milli takım moduna geçemedim. Galatasaray, Trabzon’a 4-0 yenildikten sonra kolay olmuyor tabi mod değiştirmek. Galatasaray olarak yine bir fırtınanın içindeyiz. Okan Buruk bakalım bu sefer de fırtınanın içinden sağ salim çıkarabilecek mi takımı? Kaç gündür kitap okumuyorum yine. Düzenli bir kitap okuma moduna bir türlü geçemedim. Ulan bu yazıda da mod kelimesini kaç kere kullandım öyle. Modum düşük, modum yerinde. TDK’da böyle bir kelime var mı ki la? Hemen baktım Google’dan. TDK’da böyle bir kelime yok. Çünkü Türkçe değil. İngilizceden geçmiş bize. Durduk yere kelime araştırması yapmış oldu bu yazıda. Bu yazıya başlarken planlarımın arasında yoktu bu.   

Hangi konuda yazacağını bulamamak

Bilmem kaçıncı kere ne yazacağımı bilmeden oturdum yine bilgisayarın başına. Bilgisayarın başına oturmak da yine bir şeydir değil mi? Aslında yazacak çok şey var da benim canım hiç birini yazmak istemiyor. Daha başka şeyler yazmam lazım. Ama işte o daha başka şeyler ne? Daha onu bulamadım. Bulamadım demişken aklıma bir söz geldi. Her arayan bulamaz ama bulanlar da arayanlardır diye. O zaman o ihtimalin peşinden koşmaya devam. Bakarsın gün gelir bulurum hangi konuda yazmak istediğimi. Yazamamaktan da bir konu çıkarmak önemli. Çok Güzel Hareketler’de de skeç yazamamaktan skeç yazmışlardı birkaç bölümde. Demek ki herkes tıkanıyor. O zaman bunu aklımın bir köşesinde tutarak yazmaya devam.

18 Eylül 2026 Cuma

Bu haftadan ne öğrendim?

Saat 00.49 geçiyor. Bir cuma günü ve dolayısıyla bir hafta daha bitti. Peki bu haftadan ne öğrendim? Belki çok klişe olacak ama: Sevdiklerimle daha fazla vakit geçirmem gerektiğini. Çünkü gün gelip bu dünyadan göçüp gittiklerinde niye daha fazla vakit geçirmedim diye kendi kendime vicdan yapmak istemiyorum. Bir de yarın cumartesi ya. 11-12’ye kadar uyumak istiyorum.

Kara Murat benim

Bir anda durduk yere oturduğum yerden kalktım ve Kara Murat benim dedim. Şaka şaka. Durduk yere niye böyle bir şey diyeyim? Geçen gün Cüneyt Arkın’ın filmi vardı. Orada herkes sırayla kalkıp, “Kara Murat benim” diyordu. İnsan bir anda gaza gelip ayağa kalkıp Kara Murat benim demek istiyor o sahneyi görünce.

7 Eylül 2026 Pazartesi

Günlük Blog Yazıları #42

*Yalnız yaşamak eşittir yalnız ölmek midir? Evet, yalnız ölmektir. Sorun sadece: Seni arada yoklayacak, öldün mü kaldın mı diye soracak bir yakınının veya yakınlarının olmaması.

*İphone yeniden şarj cihazı ile beraber satılacakmış. Olması gereken buydu zaten. Niye ayrı ayrı satıyordunuz ki zaten? Müşteriye eziyet.

*Bir tane yaşlı amcamız, sabahları kütüphaneye gidip, akşama kadar kitap okuyormuş. Sonra da eve. İş gibi yani. Emeklilik dediğin böyle olacak işte. Sabahtan akşama kadar kitap okumakla geçecek günün.

*Dün akşam TRT 1’de yeni başlayan Evlilik Güzeldir adındaki diziyi izledik. Nikah memuru bir baba ve 5-6 tane kızı var. Çocuk sayısı kaçtı hatırlamıyorum şimdi. Güzel, sıcak bir dizi. Aile dizisi. Belki uçup kaçmıyor ama hiç olmazsa güzel bir şeyler anlatıyor.

5 Eylül 2026 Cumartesi

Günlük Blog Yazıları #41

*Akşam 16:00 gibi, Star’da yeni başlayan Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. İlk yayınlandığında bi 10 dakika izleyip beğenmemiştim. Ama şimdi izleyince hoşuma gitti. Adam, Amerika’da yaşıyor ve fotoğrafçılık yapıyor ama yüzme bilmiyor. Çok saçma. Annesi rüya görmüş, yüzerken bir şey olacakmış diye. Çok oğlumcu anneler de sıkıyor be. Eda Ece’den daha önce hiç hoşlanmazdım. Şimdi çok güzel geliyor kadın bana.

*Ruhi Çenet’in, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudileri anlattığı YouTube videosu Amerika’da gündem oldu. Hasidik Yahudilere, Amerikan devletinin yaptığı sosyal yardımlar milleti ayağa kaldırdı. Gün gelecek Ruhi’nin yaptığı bir video dünya çapında konuşulacak. Bu çocukta, o ışık var. Dünyanın sayılı YouTuberları arasına girecek Ruhi.

Günlük Blog Yazıları #40

*Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair endişe duymaya başladım birkaç gündür. Psikolojim bana ne anlatmaya çalışıyor böyle hissettirerek? Bunun üzerine bir düşüneyim. Belki bir ipucunu rastlarım.

*Ron, Hogwarts’a öğretmen olarak geri dönüyormuş. Ron’un öğrencilik yıllarını izlemiş olanların yani bizlerin gözleri yaşlı. Ulan yaşlandık be.

*Fırında tavuk yapmış komşu. Ama patatesleri çiğ. Patateslerin tam pişmemiş olması hiç hoş değil. Yemek zevkini öldürüyor.

*Kedilerin, patileriyle gözlerini kapatıp uyumasını izlemek çok hoşuma gidiyor. Onlara bir masumluk katıyor sanki.

*Saat 19:51 geçiyor. 10 dakika sonra yani saat 20:00’de, Fenerbahçe-Beşiktaş maçı başlayacak. İki takım da çok formda. Güzel ve gollü bir maç bekliyorum. Kimin kazanacağına yönelik hiçbir tahminim ve hissim yok.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

Günlük Blog Yazıları #39

Sonunda eylül ayı geldi. Yani sonbahar geldi. Sonbahar, şairlerin ayı olarak gelmiştir bana hep. Dökülen yapraklar, kapalı ve yağmurlu havalar falan. Bu tür havaları ben de severim. Ama ne yazık ki bir şair değilim. Kendi halinde bir blogcuyum. Bir de Eylül romanı geldi aklıma. Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman. Yıllar önce okumuş ve beğenmiştim. Acaba bunun dizisi yapılmış mıydı? Saat daha anca 22.00 oldu. Ama uykum geldi benim. Yatsam mı ya? Neyse bu yazıyı yazdıktan sonra yatarım belki de. Bir kulübe de yaşayacaksın. Gün boyu okuyup yazacaksın. Böyle içinde yalnızlık barındıran hayalleri kurmayı seviyoruz insanlar olarak. Ama bu hayal gerçeğe dönüştüğünde beklediğimiz mutluluğu, huzuru bulur muyuz? Bilemiyorum.

Günlük Blog Yazıları #38

Pazartesi günü. Saat 21.36 geçiyor. Sinirliyim. İşten dolayı. Son dakika gelen bir çağrı- ben çağrı merkezinde çalışıyorum- sinirlerimi altüst etti. saat 19.00’da işten çıktım. İki buçuk saat geçmiş hala öfkem dinmedi. Buna bir çözüm bulmam lazım. İki tane arkadaşım işi bırakıyor. Kendi istekleriyle. Artık çağrı merkezinin stresini kaldıramadıklarını söylediler. Haklılar. İki buçuk saattir öfkem geçmedi diyorum. Gerisini siz hesap edin. Galatasaray desen transferde hala defans, forvet ve orta saha arıyor. Yine son saatlere sıkıştırdılar transferi. Ortalık toz duman olacak yine. Cem Yılmaz kalp krizi geçirdi. Anjiyo yapmışlar. Şimdi durumu iyi. Neredeyse son şakasını yapacaktı bizlere. Daha yiyecek ekmeği varmış. Sonunda bitirebildim yazıyı. Saat 21.52 geçiyor. Kaptanın seyir defteri.

30 Ağustos 2026 Pazar

Günlük Blog Yazıları #37

Bugün, doktorun verdiği ikinci serumu da yedim. Kaldı bir. Serumdan sonra markete gittik. Alışveriş yaptık ve kahve aldık marketten. Her zaman ki gibi tercihim kapiçino oldu. Arkadaşlarla konuşurken bir ara, “Artık parayı bulmak lazım. Sabahları alarmla uyanmak değil, canım ne zaman isterse o zaman uyanmak istiyorum” dedim. Daha 20 yıl var emekliliğe. Nasıl biter bu 20 yıl. Parayı bulmak lazım ama nasıl? 3-5 sayfa kitap okudum. Akşam Show TV’de, Güldür Güldür’ün tekrarını izledik. Leao, Galatasaray için İstanbul’a geldi. Geldiğine göre olay söylentiden çıkıp resmiyet kazanmıştır. Artık Leao’lu takım nasıl olur diye üzerine kafa yorabiliriz. Bu akşam Galatasaray, Göztepe’yi evinde 3-2 yendi ama yine ortada doğru dürüst bir oyun yok. Televizyondaki yorumcular öyle dedi. Saat 00.19 geçiyor. Yazıyı bu saate bırakmamam lazımdı aslında. Uykulu uykulu yazma performansım sıfır oluyor çünkü. Neyse iyi geceler millet.

28 Ağustos 2026 Cuma

Günlük Blog Yazıları #36

Ruhi Çenet’in, dünyanın en gizli Yahudi topluluğu olan Hasidikler hakkında yaptığı YouTube videosunu izledim. Topluluğun içine girerek yaşamlarını görüntülemiş. Ruhi, yapmış yine yapacağını yani. Sonra ilk defa denk geldiğim bir YouTube kanalı olan Kevser Yıldırım’ın kanalında Hallac’ı Mansur’u anlayamamak başlıklı bir video izledim. Kevser’in anlatımını beğendim ve kanalını takip etmeye başladım. Hallac-ı Mansur’un neden enel hak dediğini anlatıyordu. Sonra 5-10 sayfa kitap okudum. Köşe yazılarından oluşmuş bir kitabı okuyorum. Sonra biraz da bizimkilerin yanında takıldım. Atv’de, Kim Milyoner Olmak İster’i izliyorlardı. Sonra geldim yine YouTube dünyasına daldım. Galatasaray’ın, Leao ile anlaştığı haberi çıktı bir anda. İstanbul’a gelip, sözleşmeyi imzalamadan inanmamayı öğrendik bir Galatasaray taraftarı olarak. Şimdi de tostumu yedim bekliyorum. Şaka şaka. Gecenin 11’inde ne tostu, ne beklemesi.

Günlük Blog Yazıları #35

Yağmurlu ve serin bir cuma gününe uyandık bugün. Sıcaklardan bunalmıştık kaç gündür. İyi geldi. Artık ben soğukları özledim. Uzun kış gecelerini özledim. Camdan, pala pala yağan karı izlemeyi özledim. Gece herkes uyuduktan sonra tek başıma ayakta olmayı özledim. Gecenin sessizliğini dinlemeyi özledim.  Kış gecelerini daha çok sevmeye başladım son yıllarda. Sıcaklarla baş edemiyor insan. Kış günlerinin gelmesiyle beraber daha çok kitap okumaya ve daha çok film izlemeye vaktim olacak. Hava güzelken insan evde duramıyor sonuçta. Saat 23:01 geçiyor. Bizimkiler Atv’de, Kim Milyoner Olmak İster’i izliyor. Benim de yavaş yavaş uykum gelmeye başladı. Birazdan yatarım ben de. Herkese iyi geceler millet.

Günlük Blog Yazıları #34

Dün akşamdan beri rahatsızdım. Titreme, üşüme, terleme, baş ağrısı, eklem ağrısı, halsizlik falan vardı. Sabah doktora gittim. Antibiyotik ve üç tane de serum verdi. Kardeşimle hastaneden çıkışta ezo gelin çorbası içtik. Sonra da eve geldim. Birkaç saat uyudum ve tekrar kalktım. Daha doğrusu yemek için bizimkiler kaldırdı. Bir şeyler yedim ve çay içtim. Düne göre çok iyiyim. Akşam kanalları gezerken Show TV’de, Gizli Görev adında yabancı bir filme denk geldik. Biraz onu izledik. Konusu ilginçti. Bizimkilerin seveceği bir tarzda bir film değildi ama. Filmi yarısında bıraktık. Daha sonradan internetten izlemeyi düşünüyorum devamını. Saat 21:09 geçiyor. Yatsı ezanı okunuyor. Bugün cuma. Bir gün daha bitmekte.

26 Ağustos 2026 Çarşamba

Günlük Blog Yazıları #33

Bir hedef uğruna çalışmak insanı yormuyor da. O hedeflediğin şeyin bir gün gerçekleşip, gerçekleşmeyeceğini bilmemek yoruyor insanı. Eğer bilsem ki hedefime bir gün ulaşacağım. O zaman durmadan o hedef uğruna çalışırım. Mesela, bilsem ki 30 yıl sonunda hedefime ulaşacağım. Tamam derim o zaman. 30 yıl gibi bir süreyi kafama takmam. Uğraşmaya, didinmeye devam ederim. Çünkü 30 yıl sonra hedefime kesinlikle ulaşacağım. Ama böyle bir imkanım/imkanımız yok. O yüzden ya çalışmaya devam edeceğim ya da “Ben bu hedefe hiçbir zaman ulaşamayacağım” deyip bırakacağım. Ama bunca emek verdikten sonra da bir kalemde silip atmak da çok zor geliyor bana. Bu saatten sonra da yeni bir hedefin peşinde koşamam gibi geliyor.